Ana SayfaHaberlerPolitikaZülfü Livaneli: Türkiye'de faşizmin...

Zülfü Livaneli: Türkiye’de faşizmin klasik sacayağı kuruldu

Google Haberler'de takip et!

Zülfü Livaneli, Diken’de yer alan “Türk Faşizminin niteliksel dönüşümü” başlıklı yazısında yaşanan son gelişmeleri ve devam eden savaşı yazdı. Tarihten beri Türkiye’de faşizmin klasik faşizmden farklı olduğunu belirten Livaneli, “Faşizmin klasik sacayağı kurulmuş durumda. Dinle milliyetçilik birleşti. El değiştiren sermaye de yanlarında. Dolayısıyla bu sefer, insan haklarını ve demokrasiyi ayakları altında çiğneyen faşizmin daha uzun süreli olması ihtimal dahilinde.” ifadelerini kullandı.

 

 

İşte Zülfü Livaneli’nin Diken’de yer alan bugünkü yazısı:

Zülfü Livaneli, faşizm, türkiye, milliyetçilik, ordu, din,Hrant’ın katledilişinin yıldönümünde, ülkede kan gövdeyi götürürken, siviller, çocuklar, hamile kadınlar öldürülürken, yazan çizen düşünen insanlar hapislere doldurulurken, Türk faşizminin dönüşümü üzerine düşündüklerimi kısaca yazmak istiyorum.

Bu kadar acı içinde duygularımız düşüncelerimizi bastırsa bile, elden geldiğince serinkanlı bir değerlendirme yapmak niyetindeyim..

Özellikle bizim kuşağın ömrü askeri darbelerle, cezaevleriyle, sistemli işkencelerle, faili meçhullerde kaybettiğimiz dostlarla, sürgünlerle geçti. Demokrasinin önündeki en büyük engel orduydu. Ne var ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı darbeleri, dünyanın başka ülkelerindeki darbelerle karşılaştırdığımızda tuhaf bir ayrım dikkatimizi çekerdi. İspanya, Portekiz başta olmak üzere birçok ülkede iktidara gelen asker, onyıllar boyunca faşist rejimini sürdürüyordu. Güney Amerika ülkelerinin çoğunda da böyleydi durum. Oysa Türkiye’de askerler daha idareye el koydukları gün, bir iki yıl içinde gideceklerinin sözünü veriyor, ortalığı düzeltmeye geldiklerini ve iktidarı en kısa zamanda tekrar sivillere bırakacaklarını söylüyorlardı. Hatta darbeleri açıklarken Beethoven’in ‘Kader Senfonisi’ eşliğinde hafif mahçup ve ürkek bir tavır takınıyorlardı. Franco’nun, Salazar’ın, Pinochet’nin tavrı bu değildi.

Gerçekten de askerler açık darbe modelini çok fazla sürdüremediler. Gerçi 12 Eylül’ün ardından olduğu gibi ‘Askeri idareye son verildi’ dedikten sonra bile kurum, kural ve zihniyetleriyle ülkenin siyasal yaşamını etkilemeye devam ettiler ama diğer darbe ülkelerindeki gibi apoletler görünmedi ortalıkta.

Bu olguyu düşünürken gözümün önüne hep Yunanistan Albaylar Cuntası’nın cakalı yürüyüşü sırasında hemen yanlarında yer alan, ellerindeki buhurdanlığı sallayarak askerleri takdis eden Ortodoks din adamları gelir.

Faşizm bir sac ayağına dayanıyordu oralarda: Silah, sermaye ve din. Kısacası ordu darbe yaptığı zaman hem milliyetçilikten, hem dinden hem de büyük sermayeden destek alıyordu. Bu yüzden dikta rejimleri daha uzun sürüyordu.

Türkiye’de ise faşizmin üçlü dayanağının bir ayağı eksikti. Ordu ve büyük sermaye, milliyetçi reflekslerde birleşiyordu ama ordunun laik geleneği dolayısıyla din kurumu bu dayanışmanın dışında kalıyordu (Hatta laik rejim öncesinde, 31 Mart isyanını ve Hareket Ordusu’nu hatırlamak bile bu geleneğin varlığını kabul etmek için yeterli). Gerçi askerler dine her zaman sempatiyle bakıyor, hatta Soğuk Savaş yıllarında bir numaralı düşman olarak gördükleri sola karşı, ‘Tesbih çeken el, tetik çeken elden iyidir’ diyerek dincileri destekliyorlardı, imam hatip okullarının açılışına hız veriyorlardı ama yine de bu, üstü örtülü bir destek biçiminde kalıyordu.

Bugün ise niteliksel dönüşüm kendini bu noktada gösteriyor. Faşizmin klasik sacayağı kurulmuş durumda. Dinle milliyetçilik birleşti. El değiştiren sermaye de yanlarında. Dolayısıyla bu sefer, insan haklarını ve demokrasiyi ayakları altında çiğneyen faşizmin daha uzun süreli olması ihtimal dahilinde.

Üstelik kendi değerler sistemine ihanet ettiği için, buna karşı çıkacak bir ‘Batı’ da yok ortalarda.

Umutsuzluğa gerek yok: Her faşizm yıkılmaya mahkumdur ama ne yazık ki çekilen acılar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

10,053BeğenenlerBeğen
244TakipçilerTakip Et
1,038TakipçilerTakip Et

Listeler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler haberler

Twitter’daki en iyi 10 kar paylaşımı!

Yurt genelinde kar tatili haberleri arka arkaya gelirken sosyal paylaşım sitesi...

“Ankara’da gezecek yer yok diyenlere!” 10 müthiş mekan

Ankara'da gezecek yer yok, konuk geldi nereye götüreceğim ya da...

Dünyanın en güzel 15 sokağı!

Molyvos, Midilli, YunanistanBonn, AlmanyaStockholm, İsveçWashington Dc, AmerikaValencia, İspanyaCullinan, Güney AfrikaTayvanNafplio, Mora,...

Kamp yapacaklara altın değerinde 5 ipucu

Şehir hayatının yoğun trafiği ve yaz mevsiminin gelmesiyle beraber artan seyahat özlemini...

Tartışı-Yorum

Hasan Cemal: 7 Haziran’da oyum HDP’ye!

T24 yazarı Hasan Cemal, 5.3.2015 tarihli yazısında oyunu HDP'ye vereceğini açıkladı. Cemal yazısında "Başkan babalık hayalleri uçup gidebilir. Bunun içindir ki, Erdoğan’la tetikçileri HDP’yi hedef tahtası haline getirdiler" ifadelerini...

Kerbelâ’ya Giderken Hz. Hüseyin

İmam Hüseyin, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılı Şaban ayının üçüncü günü Medine’de dünyaya geldi. Künyesi Ebu Abdullah’tır; lakapları ise Raşid, Tayyib, Vefî, Zekî, Mübarek,...

Kolektif şiddet bilinci

Seçim beyannamelerinin yayınlandığı şu günlerde, partilerin, tıkanan ana damarımız olan “birlik beraberlik şuuru” bahsini, vaad metinlerine dahi almamalarına şaşmamak elde değil. “Birlik şuuru” deyince aklınıza saadece “kürt sorunu” geliyorsa,...